tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Ölüm Fermanı

Bu bir ölüm fermanıdır
İlan ediyorum, duyun ve gülün

Bu bir dramdır
Suyun ve gülün
Kimisine de tebessümdür

Susun dedim, yeter
Tuz, su, ekmek…

Tuz dedim ya, susun dedim
Susun, yarama tuz basmayın

İlan ediyorum, bu bir fermandır
Bu bir ölüm fermanı
Celladım ise kât’a sen değilsin
Suçsuzsun, en az suyun rengi kadar

Duy beni toprak
Ve dağ, taş
Ve ay ve hatta güneş, geceleyin yıldızlar
Ben haksızlığa uğrarım, siz susarsınız
Ben bağırırım, siz duymazsınız

Bu bir ölüm fermanıdır
Gece ile gündüz arasında,
Gönül ile akıl arasında,
Can ile ten arasında,
Ben ile cânan arasında…

Baran Ardıl ARSLAN

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Bâd-ı Sabâ

Bozkır tarlasında harman sonrası unutulan bir buğday başağı gibiydim
Sonra sen çıkıp geldin gurbetin vuslat diyarına
Uzak yerlerden hoş kemalat sözleri nakış eyledin gönlümüze
Çağa ait olmayan ruhumuza bir bâd-ı sabâ rüzgarı estirdin de öyle gittin.

Oğuz YAĞLI

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

PRANGALI YÜREK

Prangalara vurulmuş yüreklerin sızıntısıydı.
Çaresizce bekleyen sabrın son sınırında,
Gelip geçici heves sanıldı.
Oysa evrende yaşayan Ademoğlu yanılırdı.

Sonu vardı her başlangıcın,
Başlangıçlar sonunu düşünmeyenlerindi.
Prangalı yüreklerin çaresiz gücü,
Sonunu getirmemekle mükellefti.

Yavaş yavaş kayboldu gözlerinin ırağında,
Gözlerin ırağı; gözden düşürmek idi.
O gün anladı İnsanoğlu,
Yüreğe alınan, elbet çıkarılacak idi.

Teslim etmekti kendini prangaya,
Çaresizliğin getirdiği son nokta bu idi.
Olsaydı bir başka yolu,
Başka yol ise, yolun sonuydu..

Arya DIRDIROĞLU

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

gölgeler


Ve gölgeler uzuyor
Gün batmaya meyyâl.
Karanlığın saltanatına rastladı gençliğim
Binlerce yıldır kahrını çektiğim,
Ayarı bozulmuş bir kere tartının
Hamura temennası var artık martının
Gayrı ne balta girmemiş ormanların havası
Ne derinden gelen suyun faydası var.

gün batmaya meyyâl
yanmıyor da bir bir sokağımın ışıkları
kandiller müze camekanlarında tutsak
yarasalara kaldı anlayacağın düzen
kan çekildi bet attı beniz sarı
tükendi insanlığın da son kırıntıları.

kaç kişi kaldık ki insanlığı yaşatan
süngümüz kırıldı düşman yaman
payıma düşen
göğsümden vurulmanın onuru
gerisi hayal
ve gölgeler uzuyor
gün batmaya meyyâl.

Gülcan DALAR

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Nişan

Beni kalbinde ağırla
3 gün şiirler oku ruhuma
Yaralarına sar
Duymasın insanlar

4. gün sen rahle ben kitap
5. gün gözlerin yorgun halin bitap
Öp soluğumdan
Aşka inan.

Beni kalbinde ağırla
3 gece rüyalarında gör
Her sabah uyan hayra yor
Birde mecnuna Ferhat’a sor.

4. gece gel rüyama
5. gece gerçeğim ol.
Öp kalbimden
Aşka inan.

Beni kalbinde ağırla
3 kere gönülden dua et
Umudun var
Bilmesin insanlar.

4. gün safları sıkı tutalım.
5. gün hacerü’l Esved’e varalım.
Öp damarımdan
Aşka inan.

Yavuz Selim ŞEN

tarihinde yayınlandı 1 Yorum

Gözler ve Yaş

Masumiyet tasviri olan o gözleri
İstila edince tek bir dert
Bakışların elmas kadar sert
Şişesi yeni açılmış rakı gibi keskin
Acısı kurşun gibi namert

Gözlerinden akan bir damla yaş
Ruhumu sökecek kadar hazin
Uğruna verilir bir savaş
O yaşları durdurmak için

Metehan KAYNAR

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Aşk İlmi

İnsan candır, gönül pâye
İnsan gönüldür, kalp sâye
İnsan kalptir aşktır gaye
Aşık aşktan usanır mı?

Gönül duymaz aleme sağır
Ruh görmez kendine kahır
İnsan bilmez sebat sabır
Aşık vuslata erer mi?

Güzel ahlak kokusu ıtır
Güzeli sev söze getir.
Aşk ile yan nefsi bitir.
Aşık kendini söyler mi?

Göz de yaş, can da letafet
Sinede yas ömürlük gaflet
Hakkı konuş hakkı gözet
Aşık sevgiliyi unutur mu?

Aşk kalbi kalbe ram eyler
İnsanı insana yar eyler.
Ruha edep nefse ar eyler.
Aşık aşktan öte konuşur mu?

Aşkın düsturu bilir kelamı
Maşukun, gönül alır selamı
İnsan insanın mihmanı
Aşık yollarda kalır mı?

Aşk gönül lisanıyla okunur
Aşk yunusun ilmiyle dokunur.
Kalbin şifası sevgiyle bulunur.
Aşık kendini hikmet ile bilendir.

Yavuz Selim ŞEN

tarihinde yayınlandı 5 Yorum

O Kaybetti

Sessiz çığlıkların yolcusu olmayan durağıydın.
Ne zaman tutuldun aşk-ı memnuya?
Aldandın ruhun derinliğine.
İçi boş olan sevgili kalbe.

Ağlama yokluğun var etmediğine.
Duymaz artık o senin haykırışlarını, yıkılmalarını.
Ahı güz ar eyleme, yere düşürme başını.
Selam vermez yüreğin geçmeyen sancısı.

Bir nefes bir cana dayandı, kılıçtan keskindi sözler.
Kelimeler rüzgârın uğultusuna kapıldı, savruldu bilinmedik yerlere.
Hiç mi görmedin dikenli yollardan geçerken.
Gül sandığın gönlüne dikilmiş tuzakları.

Gözlerin perdesini açmadan ne lüzum var görmeye.
Güvenme yar dediklerine, sıcak sandığın soğuk gülüşlere.
Karanlık aydınlığa kavuşurken beklemek ne çare.
Kendini boş yere heba etme, uğruna can verdiğine.

Geçen güzel vakitler anlıkmış meğer.
Hemen unutulmuş , fani alemin pençesinde.
Hiç hatırlanmamış geçmişin bel kemiği anılar.
Aldırmadan gitti sende var sandığın.

Kalbin ıstırapla imtihanı yakınmış.
Zamansız gelen yolcudanmış.
Dokunmadı açtığı yaraların acısına.
Keşkeler ebediyete uğurlandı.

Hayata dıştan bakıldı.
İç dünyaya da ne olduğunu soran olmadı.
Kusursuzluğun kusuru da vardı.
Yürekleri dağlayan feryatların içinde saklıydı.

İyi söz bir cihana bedelmiş.
Kötü sözde sahibiyle gidermiş.
Elindekinin kıymetini bilmezsen.
O seni de kaybedermiş.

Hayatımız biz ile başlamıştı.
İlk adımda sen vardın.
Gözler dünyaya kapanmıştı.
Büyük hayallerin başkahramanıydın.

Ellerim soğuk kalbe dokunmuştu.
Sımsıcak yürekler artık yok oluyordu.
Güzel geçen anılar artık silinmişti.
Sözlerde latife yok oluyordu.

Gündüzler arkadaşımızdı.
Geceler ise sadece kara bir dost.
Uzun yolculukların sonuna gelindi.
Artık oradan giden gitmişti.

Ne çare eski sevgiyi bulmak.
Uykusuz gecelerin girdabı olmak.
Ağlamıyordu artık kimse.
Susmuştu onları tanıyan tabiat.

İbareler dilsiz kalmıştı.
Çehreler tanınmaz olmuştu.
Tebessümden eser yoktu.
Hayat artık yabancı sen ile bitiyordu.

Mustafa MUTLU

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Sen ve Sizlik

Akşam olur bu sokaklara karanlık çöker
Issız bir yağmur yüreğime damlar
Ağaçlar yeni bir mevsime yaprak döker
Ruhumda birikmiş bir hasret gibi dağlar

İnce yürüyorum incitmeden damlaları
Bu gece güzel değildi ay sen ona bakmazken
Sanki kalbime saplanmış sokağın lambaları
Kollarım uyumuştu kollarını sarmazken

Pusu kurmuş her sokak başında sisli yollar
Sensizliğin sokaklarına gebeydim ben
Bir su misali ömür akıp giden yıllar
Yalnızların damlarına bir bacaydım ben

Yinede her sokak başına damla damla bırakıyorum kalbimi
Uyandırmadan yolları bir damla gibi nazikçe
Olurda basarsın üstüne ilk gün ki bastığın gibi
Zira sensiz yaşanmış yıllar çok hadsizce

Abdulmenaf Taşdemir