tarihinde yayınlandı 5 Yorum

O Kaybetti

Sessiz çığlıkların yolcusu olmayan durağıydın.
Ne zaman tutuldun aşk-ı memnuya?
Aldandın ruhun derinliğine.
İçi boş olan sevgili kalbe.

Ağlama yokluğun var etmediğine.
Duymaz artık o senin haykırışlarını, yıkılmalarını.
Ahı güz ar eyleme, yere düşürme başını.
Selam vermez yüreğin geçmeyen sancısı.

Bir nefes bir cana dayandı, kılıçtan keskindi sözler.
Kelimeler rüzgârın uğultusuna kapıldı, savruldu bilinmedik yerlere.
Hiç mi görmedin dikenli yollardan geçerken.
Gül sandığın gönlüne dikilmiş tuzakları.

Gözlerin perdesini açmadan ne lüzum var görmeye.
Güvenme yar dediklerine, sıcak sandığın soğuk gülüşlere.
Karanlık aydınlığa kavuşurken beklemek ne çare.
Kendini boş yere heba etme, uğruna can verdiğine.

Geçen güzel vakitler anlıkmış meğer.
Hemen unutulmuş , fani alemin pençesinde.
Hiç hatırlanmamış geçmişin bel kemiği anılar.
Aldırmadan gitti sende var sandığın.

Kalbin ıstırapla imtihanı yakınmış.
Zamansız gelen yolcudanmış.
Dokunmadı açtığı yaraların acısına.
Keşkeler ebediyete uğurlandı.

Hayata dıştan bakıldı.
İç dünyaya da ne olduğunu soran olmadı.
Kusursuzluğun kusuru da vardı.
Yürekleri dağlayan feryatların içinde saklıydı.

İyi söz bir cihana bedelmiş.
Kötü sözde sahibiyle gidermiş.
Elindekinin kıymetini bilmezsen.
O seni de kaybedermiş.

Hayatımız biz ile başlamıştı.
İlk adımda sen vardın.
Gözler dünyaya kapanmıştı.
Büyük hayallerin başkahramanıydın.

Ellerim soğuk kalbe dokunmuştu.
Sımsıcak yürekler artık yok oluyordu.
Güzel geçen anılar artık silinmişti.
Sözlerde latife yok oluyordu.

Gündüzler arkadaşımızdı.
Geceler ise sadece kara bir dost.
Uzun yolculukların sonuna gelindi.
Artık oradan giden gitmişti.

Ne çare eski sevgiyi bulmak.
Uykusuz gecelerin girdabı olmak.
Ağlamıyordu artık kimse.
Susmuştu onları tanıyan tabiat.

İbareler dilsiz kalmıştı.
Çehreler tanınmaz olmuştu.
Tebessümden eser yoktu.
Hayat artık yabancı sen ile bitiyordu.

Mustafa MUTLU

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Sen ve Sizlik

Akşam olur bu sokaklara karanlık çöker
Issız bir yağmur yüreğime damlar
Ağaçlar yeni bir mevsime yaprak döker
Ruhumda birikmiş bir hasret gibi dağlar

İnce yürüyorum incitmeden damlaları
Bu gece güzel değildi ay sen ona bakmazken
Sanki kalbime saplanmış sokağın lambaları
Kollarım uyumuştu kollarını sarmazken

Pusu kurmuş her sokak başında sisli yollar
Sensizliğin sokaklarına gebeydim ben
Bir su misali ömür akıp giden yıllar
Yalnızların damlarına bir bacaydım ben

Yinede her sokak başına damla damla bırakıyorum kalbimi
Uyandırmadan yolları bir damla gibi nazikçe
Olurda basarsın üstüne ilk gün ki bastığın gibi
Zira sensiz yaşanmış yıllar çok hadsizce

Abdulmenaf Taşdemir

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Yeni Bir Gün

Gün aydı az önce sisli bulutlar ve yüksek dağlar arasından.
Mağrur güneşin ilk ışıkları tenimi ısıtıyordu fedakar bir annenin sarılması gibi…
Yeni bir gündü bugün belki de umut yelken atacaktı bugün bugüne…
Yaşamadan bilemeyiz. Oysaki yaşamak nefes almaktan ibaret değil bence. Ne bileyim; sevgi aşk bir tutam mutluluk yaşamayı anlamlı kılan birer dokunuştu hayata ölüme hazırlarken…
Yalnızlığın şakaklarıma dayadığı namlusundan kaçmaya çalışırken her defasında kendimi hiçliğin karanlık girdabında bulur göz kapaklarıma çöken ağırlıkla cebelleşirken her defasında ona karşı koyamaz ve orada uyurdum. Biraz sonra sessizliğin kulak patlatan çığlıklarıyla irkilirdim yeni bir güne ve bu tekrar ederdi her gün…
Bu evrende iki satır arasına sığdırılmış bir virgül gibiydim olmasam da olurdu
Zaten kaybedilişin yuva kurmuş olduğu bu yerde pekte önemim yoktu galiba…
İnsanların bana küçümseyici bakışlarından da rahatsız oluyordum artık ama çaresizlik beni her defasında tökezlemiş bir vaziyette bulduğunda soğuk asfalt çatlakları arasından kendine doğru çekmeye çalışırken bu sefer ruhumun göğe doğru uzanmaya çalışan kanat çırpınışlarını duyardım ve o öyle bir duyuştu ki
Umutsuzluğun mabedin de bir kıvılcım çakardı. Umudu bulmak istermişçesine.
Ama ne olursa olsun ruhumun derinliklerinde saklanan benliğimi bulmam gerekiyordu yoksa çürümeye yüz tutmuş olan hatıralarımın bir bedeli vardı bana yaşayamadığı günler için ve tutup yakasından silkelemek gerekiyordu onu daha mutlu yarınlara olta atabilmek için…. Ve hala gün ayıyorsa hala bir umut vardır…

Abdulmenaf Taşdemir

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Kalan

Kusura bakma ardından gelemedim
Ki gelsem bile kabul eder miydin beni?
Elimde avucumda bir şey yok…
Sadece ben varım.
Ve tüm saflığımla kalbimde biriken epeyce sen…
Başka hiçbir şeyim yok…
Biliyormusun?
Kokun hala evin her köşesinde ilk gün ki gibi taze…
Yatakta,koltukta,duvarlarda….
Hatta çay içtiğin yeşil bardakta bile hâlâ dudak izin duruyor..
Ve kokunu içime her çektiğinde biraz daha yaşıyorum burda biraz daha nefes alıyorum…
Ara sıra terasta çay içerken gittiğin patika yola bakıyorum yol boyunca uzanan ağaçlara bakıyorum
Yol boyunca koşan bulutlara ve yol boyunca uçan kırlangıçlara bakıyorum
Yolun en uzağına bakıyorum…
Belki gelirsin tekrar olmaz mı? Diye…
Ama nafile…
Çünkü bu yol gidenlerin yolu gelenlerin değil.
Hani derler ya gidene mi zor kalana mı?
Oysaki gidene giden derler gidenin ardından bıraktığına kalan oysa kalan hep ordadır öncesinde de sonrasında da…
Oysaki giden beklenir kalan ise unutulur…
Unutmak güzeldir bazen peki ya unutulmak?
Hatırlanmamak ne kadar da acı verici ne kadar da zor sen nerden bileceksin…

Abdulmenaf Taşdemir

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

İNSAN

Dünyadan geçip giderler iyilik gösterenler.
İyilik gösterenlerin kıymetini bilmez hanedekiler.
Ey insanoğlu! Bir çiçek gibi koparttılar senin yolunu.
Göremezsin, varamazsın kalbinin suyunu.

Melike MERT

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

BİLİNMEZ

Ne varmış aslanın ağzında
Çiçek mi yoksa çiçekten mi
Kötü adama ne lazım da
Hayal mi yoksa gerçekten mi
Koparılan güller yazında
Sebep en önce bitmekten mi

Kağıttan da mı ağır sözler
Ya da ebilmek mi mesele
Nerededir korkulu yüzler
Bir gemi dönerken ezele
Can okuma istemez, izler
Aynı odun aynı kesere

Sincap kütüğü olmuş hayat
Saklanmak bir imtihan mıdır
Ya ansızın delikten fırlasak
Bir hıyanet-i vatan mıdır
Ya da her çırpılacak kanat
Gökyüzünden kaçmaktan mıdır

Nazif SEÇMEN

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

CAVİT

Size Cavit’i anlatayım iyi dinleyin
Uzundur yaşadıkları idare eyleyin
Kirlidir sakalları ve sararmıştır bıyık
Akşamları şiir yazar, gündüzler hep ayık
Yamaç bir evde yaşar o ve ihtiyar kuşu
Kuşu da olmasa hayatta çıkmaz o yokuşu
Her gün kalkar erkenden , güneş tam doğmadan
Lakin uyanamaz bir çay sigara olmadan
Özenle oturur emanet sandalyesine
Sever onu, aşıktır gıcırtılı sesine
Uzatır kolunu radyoya açar birden
Bir daha yakar çıkarıp paketi cebinden
Tekrar tekrar okur akşamdan yazdıklarını
Alıp düzeltir buruşturup attıklarını
Şair olmuştur Cavit hem de en alasından
Yani şiirin hikayesi değerlidir manasından
Beyaz sayfa ve liseden kalma uçlu kalem
Oluşur onun ellerinde yeni bir alem
Ki çoğu şair gibi takıntılıdır aşka
Her hafta farklı biri, her şiir başka başka
Kiminde ince bel, kömür göz kimini över
Kiminin burnu büyük, kimine bilhassa söver
İncelikle yapar, hiçbirinin yüzüne vurmadan
Ya da hayatında hiçbirinin yüzü olmadan
Dağılmıştır ortalık , kirlenmiştir elleri
Toplar masadan kağıt, kalem ve hayalleri
Kim bilir kaç şiir masada yarım kaldı
Belki de en güzelleri daha yazılmadı
Aklı bulanmıştır, duygular birden sellenir
Yarısı yanmış fotoğraf son bir kez ellenir
Kapıda asılı koyu palto, örme atkı
Giyer geçmişi, olsun diye geçmişe katkı
Güneşe doğru açılır birkaç sütun demir
’Bakma arkada Cavit ‘ der içindeki emir
Yürür sokak boyu ve durur çöpün yanında
Savrulur kağıtlar , yok olur şiir, anında
Eller titremeye başlar, dolar sanki gözler
Korkak mıdır bilmem; ama korkaklar da özler
Bir daha yakar , kaybolur dumanla
Sanki yan yana gökyüzünde olanla
Yetişir birisi ardından, kurtarır şiiri
Hatırlanır Cavit, hatırlanır yokluğun şairi

Nazif SEÇMEN

tarihinde yayınlandı 2 Yorum

Hazin Çağ

pamuk ipliğine sargın aranan yalnızlığım
hileli bir kefede fikrimizin tartısı
hava puslu uyku tutmaz göz kapaklarım
sabaha dek sürer bir şiirin sancısı.

kaçamazsın hissinden gözlerin ele verir
hangi sürgün sevilmiş en kardeşine kaçaksın
beklemek biliyorum ölümden ağır gelir
dudağında kızıl şerbet anlatmaya yasaksın.

el ayak çekilir akşam vakti sonra
kızgın bir düdük sesi gecenin entarisi
en düş yerinde rüyadan kalktığımda
geceyi çekiştirir tedirgin bir siyasi.

ne hazindir delikanlı çağın inkılabı
tanır mı bilmem aşina bakışı yâr
geçti üstümüzden zamanın dönme dolabı
elini çabuk tut şimdi karartma başlar.

Muhammed DALAR

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

NEFES

Puslu bir kış akşamı,
Yağmur camda dans ediyor,
Diyor ki nefes alıyor
Ve sen yaşıyorsun
Sonra düşünüyor kalp
Acaba zamanın acelesi mi var?
Ardından mantık cevap veriyor;
Ecelden kaçıyor o ecelden,
Bilmiyor ki zaman hep böyle koşacak
Ve ecel hep kovalayacak
Ta ki son istasyona varıncaya dek…

Meryem KULA

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

GÜN OLUR

Gün olur ki gelirsin,
Gelirsin de görürsün
Yaşam nedir? Ölüm ne?
Sorarsın bir gün sorarsın da anlarsın
Kim bilir belki bir gün bana da anlatırsın..
Neden önce iyiler gider söyler misin?
Herkesin sorduğu fakat cevabını kimsenin bilmediği
O gizemli tek soru….
Bugün ağlar , yarın ağlar,
Peki ya daha sonraki günler,
Yalnızca düşünür
Ve yaşamaya devam edersin.
Taki bir sonraki ilke kadar
Hep son olmasını bekleyerek
Fakat hiçbir zaman son olmayacağı bilerek,
Musalla taşına, en son kişi yatıncaya dek,
Hayatın , yaşamın , evrenin, tohumun kalbi,
Zihnin olmadığı , gözlerin görmediği
Sözlerin yetmediği o gün
Yalnız ve yalnız sevdiğini düşünerek,
Hep onu özleyip , onu bekleyerek
Fakat hiç bir zaman,
Geri dönmeyeceğini bilerek
Kalbini yaslayıp dağlara,
Güneşi balçıkla sıvayıp,
Haydi bismillah diyorsun
Yeni güne …
Haydi bismillah…

Meryem KULA